Siz ve Şakalarınız[Ayfer Tunç]...

Edebiyat / Felsefe Muhabbet Alanı Katagorisinde ve; Hikayeler Forumunda Bulunan Siz ve Şakalarınız[Ayfer Tunç]... Konusunu Görüntülemektesiniz.SİZ VE ŞAKALARINIZ Ayfer Tunç Beni son durağıma götürecek olan toprak yol, iki büyük fıstık çamının arasından başlayarak kıvrılıyordu. Büyük ...

Kapat !


Geri Dön   "|| TCD™ || Full indir,Program,indir,Oyun indir,Cep Telefonu indir, Youtube indir, Komik Video indir, Rapidshare |" >
!Her Telden!!
> Edebiyat / Felsefe Muhabbet Alanı > Hikayeler

Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et

Daha Hızlı Bir İnternet İçin Yeni Firefoxu İndirin
Spread Firefox Affiliate Button

Konu Etiketleri

ayfer oyunları , ayfer tunç siz ve şakalariniz , dünyanın en büyük yarrak hangisi resmi , yollarda yarrak yiyen kadınlar , ayfer tunç indir , kiş dağ arabasi oyunu tam indir , kalın yaraklı , ayfer oyun , enbüyükyaraklıkişi , odam kırli oyunu , buyuk yarrak oyunu , dünyadaki en büyük yaraklı insan , iskambil oynarken söylenen komik sözler , büyük yarağa meraklı kadınlar , büyük yaraklilar ,

Yeni Konu aç Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
Alt 23-02-2008, 16:55   #1 (permalink)
btr
Sanat Dostu
btr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: Apr 2007
Bulunduğu yer: Türkiye
Mesajlar: 3.515
Konular: 1903
İtibar Gücü: 11363
Rep Puanı : 330609
Rep Derecesi : btr isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Siz ve Şakalarınız[Ayfer Tunç]...






SİZ VE ŞAKALARINIZ

Ayfer Tunç



Beni son durağıma götürecek olan toprak yol, iki büyük fıstık çamının arasından başlayarak kıvrılıyordu. Büyük ve harap bir bahçeyi ortadan bölüyordu belli belirsiz. Az çiğnenmişti, belli ki fazla yolcusu yoktu. Ağaçlar yavaş yavaş tazeleniyorlardı. Kuşların sesini duydum, bir de hafif esintilerle kıpırdanan dalların uğultusunu.
Tek başıma gelmiştim. Bir teslim oluş gibiydi her şey. Hayatımın bu son yolunda tek başıma yürümek istemiştim. Siz yoktunuz o zamanlar, kimseler yoktu. Buraya ilk gelen bendim. Yemekhanede ilk yemek yiyen, şezlonglara ilk uzanan, bahçede ilk yürüyüş yapan, geceleri bir türlü uyuyamadan tavanlara bakan bendim. Yolun başında bir sıkıntı sardı içimi. Kendimi çok yalnız buldum, çok gereksiz. Bir hayatı özetler gibiydi duruşum. Valizim birden ağırlaştı, kaldıramadım. Ne garip; insanın eşyaları da, hatıraları gibi yıllar boyunca birikiyor. Sonra bir yığın ayrıntı, ne bileyim, koltuklar, perdeler, karyola, kitaplık, çalar saat, çaydanlık, dantel örtüler, abajur, aynalı mektup kutusu tek tek kayboluyor. Ama hatıralar hep kalıyor.
Denize atılan kitaplar nasıl yavaş yavaş erir de sulara karışırsa hiç olmamış gibi, hayatımın bütün ayrıntıları da öyle gitmiş elimden. Bir valizim kalmış. Ama uygundur benim yaşımda bir insanın bir tek valizinin kalması. Hatta o müthiş sona doğru giderken, bir valizim bile olmamalıdır. Yattığım yatak, su içtiğim bardak, baktığım pencere emanet olmalıdır. Böylece, hayatla aramdaki maddi bağlar, benden sonraki sahiplerini bulmalıdır.
Toprak yolun başında, bütün bir hayatı yaşadım önce. Bir duyguydu bu, çok kısa sürdü. Sonra büyük, beyaz binaya girdim. İlk kez ben geldim. İlk müşteri, ilk ihtiyar, ilk can sıkıcı kişi bendim. Ne kadar büyüktü bina ve ben ne kadar yalnızdım. "Burası odan, hanımnine," dediler. Oysa bana Hoca'nım denmesine alışkındım, garipsedim, hanımnine olacak kadar yaşlandığıma inanamadım. "Bu dolabın, bu yatağın, bu masan, bu sürahin, su sandalyen" dediler. Yaşlıları aptallarla karıştırıyorlardı. Bir sürahiyi gördüm mü tanırdım. Bir sandalyeyi de. "Bunlar battaniyelerin," dediler. "Kaloriferler saat onda söner. Geceler soğuk olur, bu yüzden sıkı örtün," dediler. Geceler soğuk olurmuş. Benim gecelerim hep soğuk olurdu Samim Bey. Aydınlığa bakan küçük odam geçti gözlerimin önünden. Camlı bir kapısı vardı, salonda yanan ışık sızardı içeriye. Hep o sızan ışığa bakardım geceleri.
"Bu lavabon hanımnine, "dediler. "Buraya sabununu koyarsın, buraya da diş fırçanı," dediler. Bunu söylerken sezdirmeden ağzıma baktılar. Ah! Ben ne odalarda kaldım, ne banyolar gördüm. Halis Halep kilini nereye koyacağımı iyi bilirdim. "Yerler halıdır, terlik giy; pencereler zor açılır, beceremezsin, bizi çağır" dediler. Pencereler çok büyüktü. Tavanlarsa çok yüksek.
Siz yoktunuz. Siz geldikten sonra odam neşelendi inanın. Pencereler küçüldü, kuşlar odama geldiler. Sandalyemi, yatağımı, sürahimi benimsedim. Hani bazen insan kendi adını garipser ya, hani kendine söyler de bazı anlamsız seslerdir, insanın kendi adı bile... İşte odam da öyleydi siz gelmeden önce. Sürahiye uzanan buruşuk, çilli elim bile bir yabancınındı sanki. Sürahi ise dokunursam kınlıverecekmiş gibi korktuğum garip bir eşya. Karlı dağların köpüklü, koyu mavi, hırçın bir denize ittiği küçük bir şehrin içinde, küçük ve sıcak bir odayı hatırlamıştım. Denize bakardı oda. Kocaman bir ocakta odunlar çıtırda-yarak yanardı. Hiç üşümezdim o zamanlar. Sonra Peri vardı. "Ah abla, bulamadım izini!" derdi. "Beni bıraktı gitti." Hem gülerdim, hem acırdım haline. Gözleri deniz gibi hırçın, "Bilsem ki şu karlı dağların tepesindedir, böylece düşerdim dağın yoluna!" derdi, ince pazen elbisesini tutarak. "Aşk dediğin nedir ki Peri?" derdim. "Geçer, gider..." Yüzüme bakardı, "Geçmiyor abla," derdi. "Benim başımdaki ateş geçmiyor."
Bana perde işlerdi Peri, aşık bir eve asmamı dileyerek. Nasıl da güzel işlerdi, nasıl da yanık, tutkulu, aşk dolu. Bir kar başlardı sonra, öğle ile akşam arasındaki o sakin zamanlarda. Lokma lokma dökülürdü denize. Deniz yutardı karları. Genç kız yüzümü hatırlardım. Aşksız, hülyasız, boş yüzümü. Hep siyah ayakkabılarımla solgun halimi. İnceydi kaşlarım, toz gibiydi neredeye, yüzümse şeffaf, beyaz. Bir siluet gibiydim, hep öyle kaldım. Siyah ayakkabılı bir gölge.
"Duvarlara çivi çakma, resim asma, yasaktır," dediler. Yasakları benden iyi kim bilebilir ki? Yasakların çevrelediği bir hayatı yaşamadım mı? Hayatım boyunca bütün kurallara uymadım mı? Hem otuz beş sene yasaları öğrettim ben. Aksi yüzümü takındım. Oysa aksi yüzümden vazgeçeli çok olmuştu. Aydınlığa bakan odamdan çıkıp, salona giderken, hep gülümseyen yüzümü takınırdım, öyle gerekirdi "Neyin yasak olduğunu sizden mi öğreneceğim?" dedim. Otuz beş sene boyunca aldığım duruşu almıştım. İşte 'aksi hanımnine'ye o gün çıktı adım. Bir suskunluk oldu önce, ama çok sürmedi. Kamburum çıktı, gözlerim ışığını kaybetti, sesim titredi sonra hep. "Örtü getirdiysen masana ser, biz vermiyoruz," dediler. "Akşam yemeği saat tam yedide, odanda yiyemezsin, yemekhaneye ineceksin," dediler.
Siz yoktunuz Samim Bey kravatınız, fötr şapkanız, günlük gazeteleriniz, meraklı bakışlarınız, muzip yüzünüz ve 'istirham ederim hanımefendi'lerinizle siz, yoktunuz. Ben ilk müşteriydim. Odası ilk havalandırılan, yatağı ilk toplanan, televizyon salonunda ilk ve yalnız başına oturan bendim. Siz ve şakalarınız yoktunuz. Bu anlattıklarımı belki söylemediler Samim Bey. Belki nazikçe söylediler de, ben öyle anladım. Ama ağır geldi bana bütün bunlar. Aydınlığa bakan odamın bulunduğu evde olanlar da ağırdı çünkü. Sıcak ve nemli bir şehire, sağlığım bozulurdu, beni götürmediler. ilk gece belki yemek yiyemem diye yolluk verdiler yanıma, benim yüreğim iki kat oldu. "Yerleşince televizyon salonuna gel, çay yapacağız, birlikte içeriz," dediler. Bunu gerçekten söylediler. Çünkü çok sevinmiştim.
"İstersen bende kal" demişti Peri, o gülümseyen gözleriyle, karlı dağlarını denize ittiği şehre ilk gittiğimde. Şimdi düşünü-yürum da, Peri'yi öylesine güzel gülümseten, acaba aşk mıydı? Kim bilir nerededir şimdi Peri? Belki ölmüştür. Benden genç kimler ölmedi ki o sağ kalsın, hem de tutkulu bir aşkla. Kapıyı yavaşça çekip gittiler. Valizim elimde kalakaldım. Ah Samim Bey! Böyle bir duyguyu siz yaşadınız mı? Siz hayatı çok mu severdiniz? Hep neşe içinde mi geçirdiniz bir ömrü? Ah, niçin bunları konuşacak kadar vaktimiz olmadı bizim? Hayatı neden sevdiğini bana anlatabilirdiniz belki Samim Bey.
Bence iskambil oynamayı severdiniz siz. Şark hizmetindeyken ırmak kıyısına giderdiniz eş dost. Önce rakı içerdiniz. Sonra arkadaşlarınızdan biri saz çalardı, siz türkü söylediniz. Belki biraz efkarlanırdınız türkü söylerken. Bir sigara yakar, dumanına bakar "Amaaan sen de," derdiniz sonra. İskambil kağıtlarını çıkarırdınız, pişti yapınca çok sevinirdiniz. Biliyorum, ah biliyorum, bütün bunları anlatırdınız bana vaktimiz olsaydı. Bence siz hep gülerdiniz. Ben hiç gülmedim Samim Bey, hiç aşık olmadım. Ama Peri, deli gibi aşıktı. Ona acırdım.
Ayak seslerini götürdü halılar onların. İki kişiydiler, biri kadın biri erkek. Bütün eklemlerim uzun uzun sızladı onlar gidince. Hiç gelmediler sandım, hiç olmadılar. Ben bir rüya gördüm, kötü bir rüya. Hava bulutluydu, odam gölgeler içindeydi. Valizimi açtım. Terliklerimi, yün çoraplarımı, hırkamı, şahmı, yakın gözlüğümü, geceliğimi, pazen elbiselerimi, çamaşırlarımı, diş fırçamı, sabunluğunu çıkardım. Peynirli poğaça torbasını da. Ayakkabılarımı çıkardım, yün çoraplarımı, terliklerimi giydim. Eşyalarımı dolaba yerleştirdim. Siyah mantomu astım, siyah ayakkabılarımı da altına koydum. Dolap bir tabut gibi göründü gözüme. Yıpranmış mantom askıda sallanıyordu ve altında siyah ayakkabılarım. İşte ben buydum. İçi boş siyah bir manto ve ayakkabılar. Dolap bir tabuttu. Yatağa girdim. Son yatağımdı bu. Ağlaya ağlaya uyudum. Sık ağlayan biri değilimdir Samim Bey, ama insan çok garip oluyor işte böyle zamanlarda. Ağlamasam uyuyamazdım.
Sonra günler geçti. Şezlonglarda oturmaya alıştım. Şehirden uzak bir bahçede ötüşen kuşlara, sabah sekizde kahvaltıya, on iki de öğle yemeğine, akşamüstleri bir iki bisküvi yemeye alışmıştım. Sabah gelen akşam giden görevlilere, akşam gelen sabah giden nöbetçilere, yemenili, mavi önlüklü yemekhane görevlisi kadınlara alışmıştım. Ama boş salonlara, koridorlarda gezinmeye, gece boyu tavanlara bakmaya alışamamıştım. Ağaçlar yeşillenmişti. Çimen ve toprak kokuyordu ortalık, bir gün önce yağmur yağmıştı. Hırkamı giymiş, şalımı sarınmış oturuyordım geniş balkonda. Peri'yi düşünüyordum. Ben zaten son zamanlarda hep Peri'yi düşünür olmuştum. Peri'nin ümitsiz bir aşka olan bağlılığını. Bir gün Peri'yle bahçede fındıklara bakıyorduk olmuş mu diye. Peri'nin gözleri daha az dalıyordu, daha az iç çekiyordu. Uzaklarda bir kadın göründü. Yaklaştı, yaklaştı, Peri bir çığlık atarak, boynuna sarıldı. Memleketlisiymiş. Ocağımızın başına geçtik, içine yeni odunlar attık, birden büyüdü ateş. Çay demledik. Kadın bir ara, "Seninkinin büyük oğlu..." diye başladığı cümleyi bitirmeden, elindeki bardak düştü Peri'nin. Sıcak çay bacaklarına yayıldı. Peri kıpırdamadı donmuş gibi öylece kalakaldı. Günlerce merhem sürdüm yarasına. Kabuk bağladı, soyuldu. Ağzını açıp of, demedi.
Onun nasıl sessizleştiğini, durgunlaştığını düşünüyordum. Bir sözle nasıl değiştiğini. Bir araba sesi duydum. Tam da nakışlı perdelerimize geçmişti düşüncelerim. Siz indiniz o arabadan Samim Bey. Meraklı meraklı etrafı süzerek içeri girdiniz. Peri, nakışlı perdelerim, aşk, deniz hepsi çıkıp gitti aklımdan. Geldiğinize, bu büyük, sessiz binaya benim gibi birinin geldiğine bir türlü inanamamıştım.
Ne kadar da neşeliydiniz, güler yüzlüydünüz. Bana bir sürü şey sormuştunuz. O gece rahat uyumuştum. Yatağımı garipsemeden, dolabımı tabuta benzetmeden. Oysa ağlayarak uyuduğum ilk gün uyandığımda, çocuk sesimle ağlar buldum kendimi. Hemen kalktım o sesten kurtulmak için. 'Bu oda benim,' dedim kendi kendime. Bu pencereden göründüğü kadarıyla bahçe, bu yüksek tavan, bu temiz ama yabancı yatak benim. Benden bir iz taşımayan, yanımda sıralanıp giden odalarla bir örnek oda benim. Benden sonra biri gelip yatana kadar. Eh, dedim sonra, resim asılmayan duvarlar, istediğin zaman aça-mayacağın bir pencere sana yeter. Ne istedin ki hayattan şimdiye kadar?
Ama istiyordum Samim Bey. Kokum sinmiş bir koltuğu, bozuk da olsa yıllarını benimle geçirmiş bir radyoyu, Peri'nin dostluğunu istiyordum. Bütün bunlar neyi anlatırsa bir insana, yaşandığı belli bir hayat adına, onları istiyordum. Peynirli poğaça torbasını elime aldım. Yavaşça çıktım odadan. Çok geç olmuştu, çaylarını çoktan içmişlerdi. Kapımın üzerinde yetmiş yedi yazıyordu. Daha iki yılım var dedim kendi kendime. Keşke yetmiş beş yazsaydı. Biri sağa bir sola giden iki koridor... Hangisi demişlerdi insan seslerinin doldurduğu bir odaya giden? Hangisini seçersem neşeli kahkahaların duvarlarda kırıldığı, sıcak bir odaya varabilirdim? Peynirli poğaçaları verecek kimse bulamadım. Danışmaya gittim önce. Akşam olmuştu, demir kapı sıkı sıkı kapanmıştı. Yemekhanede kadınlar kendi aralarında öfkeli öfkeli konuşuyorlardı, onlara da ben teklif edemedim. İdaredeki gençler, "Sağol hanımnine, biz tokuz. Gece acıkınca yersin," dediler. Anlamadılar. Uzun bir yolculuğa çıkarken yanıma verilmiş şeylerden kurtulmak istiyordum. Hiç yer miydim onları? Tuvalete gittim. Musluğu açıp poğaçaları ıslattım hınçla. Çöp kovasına attım, sonra kovaya tukurdum. Tuvaletten çıktım. Sıra sıra odalar vardı. Seksen beş, seksen altı, sensen yedi... Televizyon salonunu buldum. Hepsi boş bir sürü koltuk vardı. Camlar parlak ve soğuktu.
Denize bakan odada otururken Peri'yle, camlar buz tutardı kışın. Peri'nin hediyesi perdelerimin karanfilleri şenlendirirdi camlan. "Ah abla, dilerim aşık bir eve asarsın" demişti. Hiç asamadım. Hiç aşık olmadım. Sanki olsam ne çıkardı? Böyle kocaman bir binanın küçücük bir odasında, hep kurallara uymuş ve hiç aşık olmamış biri olarak son günlerimi geçireceğime, aşktan öyseydim ne çıkardı? Yıllar sonra ben, hep Peri'deki bu aşkı düşündüm. Bir insan nasıl olur da yıllarca böyle ümitsiz bir aşkı taşıyabilir diye.
Perdelerim... Aydınlığa bakan bir odada birkaç yıl yaşamamın bedeli oldular. Dilerim nakışları solmuştur. Dilerim saygısızca naylon tüllerin arasına katılarak, kirli bir çarşafa sarılan perdelerimi asamadan atarlar. Çünkü aşık bir ev içindi onlar. "Aşıklık... En büyük yalnızlık" derdi Peri. O kadından sonra iflah olmadı. Yaralan iyileşti ama, o durmadan aşkını anlatan kız durgunlaştı, suskunlaştı. Sonra ben ayrıldım o şehirden. Altı tane mektup yazdım Peri'ye. Hepsi geri geldi.
İşte böyle Samim Bey. Hayatımızı birbirimize özetleyecek kadar zamanımız olsaydı, size Peri'yi ve onun onulmaz aşkını anlatacaktım. Belki aşk denen şeyi, Peri'yi anlatırken yaşayacaktım. Yanımdaki odayı vermişlerdi size. Çok sevinmiştim. Ne kadar konuşkandınız Samim Bey. Karınızın on yıl önce öldüğünü, hiç çocuğunuzun olmadığını, buraya kendi isteğinizle geldiğinizi, burada yaşamaktan mutlu olacağınızı, benimle tanışmış olduğunuz için sevindiğinizi söylemiştiniz. Sonra dünyada olan bitenden söz etmiştiniz. Ben yıllardır ilgilenmiyordum, bana ne? Ama size hayran olmuştum. Sonra ne kadar meraklıydınız. Duvarların yağlıboyasından, televizyonun markasına kadar, her şeyle ilgilenmiştiniz. Nasıl sevebiliyordunuz hayatı bu kadar? Bir sürü soru sordunuz bana, hiçbirini bilemedim. Oysa siz bir gün içinde sıcak su saatlerini, buradan hangi otobüsün geçtiğini bile öğrenmiştiniz. Çok şaşırmıştım. Sonra odalarımıza giderken bana, "Önden buyurun hanımefendi," demiştiniz. Hayırlı geceler dilemiştiniz.
Odam nasıl güzel görünmüştü gözüme. Yatağım sanki yüz yıldır benimdi. Bardağıma sürahimdem su doldurdum, kana kana içtim. Aynada kendime baktım, yüzümde bir pembelik buldum. Yanımdaki odada, benimkinin tıpkısı bir yatakta yattığınızı düşündüm. Belki horluyordunuz geceleri, gülümsedim. Gece üşümedim, uyanmadım. Tavan çok yüksek görünmedi gözüme. Rüyamda sizi ve Peri'yi gördüm. Ah Samim Bey! Geldiğinize o kadar sevinmiştim ki. Çünkü tavanlar çok yüksekti ve hep dalgalanıyordu bakarken. Geceleri korkulu rüyalar görüp odamdan dışarı fırlamaktan; sesimin nöbetçilerin bir kenara kıvrılıp uyuduğu, bomboş bir binanın duvarlarında çınlamasın dan ve bu çınlamanın beni korkudan öldürmesinden korkardım. Yanımda siz vardınız artık. Yetmiş sekiz yaşındaydınız.
Hayat çok uzun bir yoldur, ne zaman biteceği bilinmeyen. Bu çok sık söylenen bir sözdür, bilirim. Yaşamak bir gün gelir, ağır bir yük olur insanın sırtında. Bu da çok sık söylenir ve ben buna inanırım. Ama yaşamak sizin için bir yük değildi ki Samim Bey. Beni bu yüksek tavanların alıtnda bırakıp gitmeye ne hakkınız vardı? O yabancı, beyaz ve soğuk yatakta uyuyup uyanmamaya ne hakkınız vardı? Birlikte yürüdüğümüz yolda, şimdi tek başıma yürüyorum, bahçede. Beni yalnız bırakmaya ne hakkınız vardı?
Yanımdaki odada kalmamalıydınız Samim Bey. Ben yalnız uyurdum, yanımdaki odada yattığınızı düşünmezdim. Keşke başka bir odada kalsaydınız. Şimdi odaların çoğu dolu. Ben de yetmiş altı yaşıma yaklaşıyorum. Televizyon salonunda yer bulamıyorum artık. Camları buğulanıyor mutlu bir evin camları gibi, ama içerisi pis kokuyor. Tuvalet sırasında ve yemekhanede kavga çıkarıyorum. Duvarlara çivi çakıyorum, resim asıyorum. Odamı temiz tutmuyorum. Kurallara uymuyorum artık, umurumda mı? Yine de halılar yutuyor ayak seslerimi Samim Bey. Peri'yi, perdelerimi ve sizi çok özlüyorum. İyi ki girdiniz hayatıma Samim Bey. İyi ki girdiniz.
 

Sohbete Başla !



__________________

btr Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Sponsored Links
Tcd Vip Uyelik


Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)

 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ayfer Karamani’nin retrospektif sergisi TCD_Bot Güncel Haberler 0 15-10-2007 15:21


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 09:33.

TcDownload.org, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. TcDownload.org, 5651 Sayılı Yasa 'da tanımlanan -Yer Sağlayıcı- olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, TcDownload.org yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, TcDownload.org -Uyar ve Kaldır- prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, tcdbilgi@gmail.com mail adresinden bize ulaşabilirler. Buraya ulaşan talep ve şikayetler incelenerek ihlal olduğu belirlenen içerikler TcDownload.org 'dan kaldırılacaktır. Ayrıca, mahkemelerden talep gelmesi halinde hukuka aykırı içerik üreten ve hukuka aykırı paylaşımda bulunan üyelerin tespiti için gerekli teknik veriler sağlanacaktır.

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.0
Download Yemek Tarifleri

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736 737 738 739 740 741 742 743 744 745 746 747 748 749 750 751 752 753 754 755 756 757 758 759 760 761 762 763 764 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 779 780 781 782 783 784 785 786 787 788 789 790 791 792 793 794 795 796 797 798 799 800 801 802 803 804 805 806 807 808 809 810 811 812 813 814 815 816 817 818 819 820 821 822 823 824 825 826 827 828 829 830 831 832 833 834 835 836 837 838 839 840 841 842 843 844 845 846 847 848 849 850 851 852 853 854 855